Skip to content

süleyman'ın online defteri

objektif gözlemler, subjektif yorumlar, enteresan tespitler

Menu
  • Anasayfa
  • Ciddi Yazılar
  • Anılar
  • İngiltere ve Göçmenlik
  • Tespitler
  • Hakkımda
Menu

Sosyal Medya ve Linç Kültürü

Posted on August 27, 2025November 2, 2025 by suleyman

Özgürlükçü, çok kültürlü ve ilerici bir hoşgörü kılığında modern zamanların en berbat skolastik ideolojisi inşa oluyor. Üstelik Orta Çağ Avrupasının bütün gaddarlıkları ve cadı avı ile birlikte.

Bu konuya radarıma almam birkaç sene önce, ünlü ve sevdiğim bir oyuncunun, kız arkadaşını darp ettiği yönünde bir habere denk gelmemle başladı. Habere baktığımda görebildiğim iki fotoğraf vardı, birisioyuncunun sıradan bir fotoğrafı, diğeri ise daha önceden hiç görmediğim, adını duymadığım bir kadının ağzı burnu dağılmış bir fotoğrafı. Benim haberim olduğunda sosyal medyada çığ gibi büyüyen linç, adamın sosyoekonomik çevresine sıçramıştı zaten. Oyuncuya iş veren bir başka ünlü figüre da “onu filminde oynatma” baskısı ile sosyal medyadan bir baskı başlamıştı. Ayrıca, o oyuncuyla çalışmış ve çalışmakta olan yapımcı firmalar da kısa süre içinde baskı altına alındı.Bir grup sosyal medya hesapları ve gazeteler boy boy “falan firma onunla sözleşmesini henüz feshetmedi” şeklinde “Akitvari” hedef gösterme haberleri yaparak, linç kampanyasına henüz katılmamış olanları da hedef göstermeye başladı. Olayın ne olduğuna baktığımda, bir fotoğraf dışında bir şey göremiyordum. Hafife alınacak bir şey değil elbette, ama tanımadığım birinin bir fotoğrafı. Ancak sosyal medyada başlayan linçe katılan güruh, mahkeme kararlarının, adli soruşturmaların üzerinde bir hıza ve yetkiye sahip gibi davranıyordu. Bir anda, hayatlarında hiç tanımadıkları bir insanı hizaya çekmek gibi bir görevle görevlendirildiklerine inanıyorlardı. Söylemeye gerek yok ama belirtelim, bu ve benzeri iddialar doğruysa üzücü bir durum. Hiç kimse, bu tarz bir muameleyi hak etmez. Hiç kimse bedensel, ruhsal, cinsel anlamda sömürü ihtimaliyle yüz yüze dahi gelmemelidir. Ancak konu ne olursa olsun, dalga dalga yayılan linç ve “tanrıların kurban isteği” bir toplumun karşı karşıya kaldığı en tehlikeli şeylerden biridir. Elbette burada kimse için “bu kişi asla böyle bir şey yapmaz” ya da “ben kefilim” falan demiyorum, diyecek veriye de sahip değilim. Ben daha çok, olayın kitle tarafından ele alınış biçimi ve linç kavramı üzerinde duracağım. Bu konuda da, pek çok konuda olduğu gibi sürüden ayrı bir şeyler söyleyeceğim, gelin hep birlikte bakalım.

Başta da belirttiğim gibi, bu tarz bir olayın iç yüzünü bilme şansımız yok. Hayatımda hiç tanışmadığım insanların ne yaptığına ayıracak zamanım da yok. Ancak, Twitter’da zaman öldürürken sadece birkaç saniyesini harcayarak, bir kişiyi suçlu ilan edip ceza kesilmesine, ardından dev bir linç kampanyasının başlamasına bir birey olarak itirazım var.

Öncelikle, hukukun en temel kavramlarından biri olan masumiyet karinesine göre “suçlu olduğu ispat olana kadar herkes suçsuzdur”. Ortada bir iddia ve birkaç fotoğraftan başka hiçbir şey olmayan spesifik bir meselede, suçlanan kişi suçunu kabul etmediği ya da hakkında bir mahkeme kararı olmadığı sürece suçlu ilan edilemez. Masumiyet karinesi her bireyin yasal hakkıdır, hatta bir insan hakkıdır. Bu bir aklama ifadesi değil, herkesin insan olmaktan kaynaklı birkaç temel hakkından birinin hatırlatılmasıdır, ileride suçlu çıkıp çıkmamasından bağımsız olarak. Kaldı ki, olayla hiçbir irtibatı olmayan, sadece sosyal medyadan haber okuyan (ben de dahil) insanların, bir kişinin suçlu olup olmadığını tespit etmeye ne imkanı ne de yetkisi vardır. Bildiğimiz gibi iddiaların araştırılması ve sonuca bağlanması uzun ve meşakkatli bir süreçtir.

İkincisi, diyelim ki ortada çok kuvvetli deliller var ya da suçlu suçunu itiraf etmiş olsun. Hatta diyelimki ortada kesinleşmiş bir suç var ve suça dair mahkeme kararı da var. Suçlu bir kişinin cezalandırılması yine toplumun vazifesi değildir. Eğer bir suç varsa, suçun durumuna ilgili mahkeme uygun bir ceza verir ve o cezanın uygulanıp uygulanmaması tamamen suçlayan, suçlanan ve mahkeme arasındaki bir meseledir. Toplumun ceza kesmesi diye bir uygulama yoktur ve olamaz. Cezalandırmada da yetkiyi anonim kalabalıklara devrettiğimiz andan itibaren herhangi bir toplum sözleşmesinden söz edemeyiz. Bu bakımdan ceza vermek de ahalinin işi değildir, iddia ve suç ne olursa olsun.

Hepsinden önemlisi de şu, hiç kimse davranışları ile topluma örnek teşkil etmek zorunda değildir. Sanatıyla tanıdığın bir insanı sadece sanatıyla yargılamalı, sanatı kadar değer vermelisin. Ayakkabıcı, sadece yaptığı ayakkabının kalitesiyle anlaşılır. Elbette arkadaşlarını düzgün insanlardan seç ama bir sanatçının, ya da public figürün, bir peygamber gibi hayatiyla örnek olma zorunluluğu yoktur. İbrahim Tatlıses, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun en muazzam sesine sahiptir. Kadınlara karşı berbat tutumu ve davranışı bu gerçeği değiştirmez. Eğer müziğini, yorumunu, tarzını seviyorsaniz dinlemekte bir sakınca yoktur. Eğer sevmiyorsan da dünyanın en iyi adamı dahi olsa dinleme. Kimseyi iyi, düzgün, efendi bir adam olduğu için dinlemeyin, izlemeyin.

* * *

Bu tarz linç vakalarındaki akış genellikle şudur: Twitter’da vakit öldüren ahali, bir resme ya da birinin yazdığı bir mesaja bakarak bir suça karar verir. Sonra yine, kalabalıktan birileri tarafından ortaya atılan ve kimin tarafından konulduğu belli olmayan “ekmeğinden etme” cezası kesilir. Sırtlanlar gibi üşüşme başlar. Ardından ilgili şahısla iş yapan bütün kişilere ve kurumlara baskı yapılır, hatta zamanında kınama yayınlamayan, yani linçe dahil olmayanlar için ise “derhal bu şahısla ilişkini kesmezsen sen de o işe ortaksın” şeklinde bir tehdit ve baskı süreci başlar. Bu sayede bu suçun caydırıcı olacağını düşünen dürtüsel bir mantığa teslim olma hali var.

Öncelikle, “suçlu biriyle iş yapmak” diye bir suçtan söz edilemez. Hatta kanunlarda eski hükümlülerin çalıştırılması teşvik edilir. Kaldı ki, suçlu biriyle iş yapmak, kimseyi bir suça ortak etmez, ailesinden olmak da ortak etmez. Suç şahsidir ve sadece suçun kendisine dahil olanları, ona yardım ve yataklık edenlerin cezalandırılmasını gerektirir. Suçun şahsiliğinin bir diğer boyutu da şu ki, söz konusu şahsın ailesi varsa çocukları dahil, türlü hakarete ve sözlü istismara maruz bırakılıyor. Bu konuda hiç kimsenin herhangi bir ahlaki yükümlülüğü yok gibi davranılıyor.

Aslında bir anlamda, bir insanın toplum sözleşmesinden edindiği hakların ortadan kalktığını, o şahıs için artık “köle ahlakı” ya da “kafir ahlakı” diyebileceğimiz bir modelin başladığı bir yeni duruma geçiş söz konusudur. Çünkü dakikalar içerisinde ve tamamen dürtülerle verilmiş bir ceza ve sanal da olsa bir saldırganlık, karşılığında herhangi bir ahlaki yükümlülük yok gibi davranılır. Böyle davranmaya iten şey “Kafirin canı, malı, ailesi her şey helaldir” mantığıyla sınırsız bir saldırı ruhsatı elde ettiklerine olan inanç. İşte bu noktada, çok temel bir ahlaki problem var. İsnad edilen suçtan bağımsız olarak, bir insanın iş yapıp yapmamasına, kendisinin ve ailesinin maddi ve manevi akibetinin ne olacağına karar verebileceğine inanmanın, nasıl bir ahlaksızlık olduğunu gören sadece ben miyim?

Arada mağdurun hakkını aradığını beyan edenler de var. Ancak şunu söyleyebilirim ki bir mağdurun hakkını aramak, büyük ve meşakkatli bir iştir, zordur. Öyle oturduğun yerden, sosyal medyadan, sırtlanlar gibi üşüşüp adamın birine sövmekle olmaz. Biri hakkında re-tweet yaparak o role bürünebileceğine inanmanın kendisi bir ahlaksızlıktır zaten. En baştan, gerçekten birilerinin haklarını aramak için eziyet çeken isanlara haksızlıktır.

İşin bir diğer boyutu, belki de en kötü boyutu, linçin organizasyonunda çeşitli hak savunucuları, kanaat önderleri, sivil toplum ileri gelenleri, aydınlar, sanatçılar ve kendini ilerici sayan çevrelerin çok ciddi bir rol oynaması. Bu saydığım kesimler, kendilerinin mümkün olan en iyi, hatta tek mükemmel ahlaki pozisyona konumlandıklarından emin olacakları ki, ateşe benzin atmakta, sosyal medyadan ve çeşitli mecralardan böyle bir süreci yürütmekte ahlaki bir yükümlülük görmüyorlar. Mağdurun hakkını arama bahanesiyle linç şovları üzerinden propaganda yapan çeşitli ideolojik yapılar bu kalıbı işletir. Orada mesele, kopan yaygara üzerinden şahsi bir olayı kitleselleştirerek propaganda yapmak, taraftar toplamaktır. Bu da yine bu işin en ahlaksız formlarından bir diğeridir.

* * *

Linç, istinad edilen suçtan bağımsız bir konudur. Bazı suçlar artmış, çığırından çıkmış olabilir. Belki de, istatistik olarak bir artıştan ziyade bu tür vakalar sosyal medya vasıtasıyla kamuoyuna daha çok yansımaya başladı. Çözümlenmesi gereken bir mesele olduğunu kabul edersek, bunun yolun kesinlikle sosyal medyada kopan bir yaygaraya katılıp, birilerinin (ve ailesinin) itibarıyla, şerefiyle, ekmeğiyle oynamak olamaz. Bu durum sosyal bir patoloji, toplu bir delilik, ahlaksızlık ve savunmasız gördüğüne saldıracak fırsatı kaçırmayan bir alçaklık halinden başka bir şey değildir.

Öncelikle, bir iddia ile başlayan linç, tartışmasız olarak suistimale açık bir konudur. Herhangi birinin böyle bir şey ortaya atması için gerçekten mağdur olmak dışında da pek çok sebebi olabilir. Her vaka tek tek ve dikkatlice değerlendirilmelidir. Bir iftira durumunda, linçe uğrayan birinin sonradan mahkeme kararı ile suçsuz bulunması halinde yaşanan maddi ve manevi zararı kim karşılayacak? Söz konusu kişi ya da yakınlarından biri, yaşadıklarının ardından bir sağlık sorunu yaşarsa, mesela kalp krizi geçirip ölürse, sosyal medyadaki linç sürecindeki insanlar bir cinayetin parçası sayılmaz mı? Ya da gerçekten suçlu olup kanunda 5 yıl hapis cezası alacak bir kişi yaşadığı stresin sonucunda ölürse buradaki sorumluluk kimin omuzlarında? Suçlu ve suçsuz olma durumlarından bağımsız olarak, kendini bir gladyatör şovunun içinde seyirci olarak bulan, “vur! vur'” diye bağırarak birinin sosyal ve ekonomik olarak öldürülmeleri için sloganlar atan kalabalıklar var ortada. Birkaç asırdır yükselen değerler olan eşitlik, adalet gibi kavramların “kurban isteyen kitlelere” yenildiğini görmek gerçekten çok üzücü.

Burada elbette davranışın kitleselleşmesi, ahlaki yükün de anonimleşip yok olması gibi bir durum doğuruyor. Ancak eksik olan şey bu konuda kanunların yetersiz olması. Bir kişi hakkında sosyal medyada bağlayan linç, suçlu ya da suçsuz olmaktan azade olarak, cezaya tabi olursa bu kadar kolay olmaz. Ya da insanların maddi ve manevi zararları, bizzat linççilerden misliyle karşılanırsa daha adil olabilir.

İkinci olarak da, linç bir ceza ya da caydırma modeli değildir. Tam aksine, yüksek ihtimalle, aksayan sistemlerin kasıtlı olarak yol verdiği bir “gaz alma” modelidir. Biliyorum, ben “işin çözümü mahkemeler” diyince başından beri okuyucu “hangi mahkeme?”, “bu davalardan kaç kişi ceza almış ki?” türünde sorular sorarak okuyor. Ben de bazen o soruları soruyorum. Ancak, adaletten sorumlu mekanizmaya dair sorunların çözümü, kitlelerin önüne atılan insanların sanal olarak linçlenmesi değildir. Hatta, çözülmeyeceğinin garantisi, kitlelerin linç şovları ile gazlarının alınıp, dikkatinin dağıtılması ve linçin ardından gelen rahatlama duygusudur. Baktığımız zaman, belirli aralıklarla kitlenin önüne atılacak yeni bir kurban çıkar ve bir sonraki gladyatör şovuna kadar asıl meseleyi erteler. Sonuç olarak, bu toplu kurban törenleri ile “adlî gaz alma” oyunlarına katılmak, bu değirmene su taşımaktan başka bir işe yaramaz.

Toparlarsak, bahsedilen büyük, şahsına münhasır bir oyuncudur. Bir sanatçı, sanatıyla değerlendirilmelidir, kişisel yaşantısı benim için ne pozitif ne de negatif yönde örnek alınacak bir şey değil. Kriminal geçmişi, sanatını etkilemediği sürece, kapsama alanımın dışındadır. Yukarıda etraflıca anlattığım üzere, ne iddiaların doğruluğunu teyit etmek, ne birilerinin hakkını aramak, ne de bundan dolayı bir kişiyi cezalandırmak benim yapacağım bir şey değil. Şahsi suçlardan dolayı insanların ticari faaliyetlerini engellemek tek başına bir ahlaksızlıktır zaten. Ancak bu şekilde insanları “cezalandırdığını” zanneden eğitimli, yarı okumuş kitle de şunu bilmeli ki bir gladyatör şovu ile gazı alınan kitlelerin toplu kurban ayinleri adaleti tecelli ettiremezler. Aksine, işlemeyen adalet mekanizmasına karşı oluşacak tepkiler için bir subap vazifesi gördüğü gibi, toplumun önüne sunulan suçlu ya da suçsuz kurbanlar ile kendini gözlerden uzak tutmaya devam edecektir. Hele de bir grup insanın, bu yolla ahlaki konumlarını tahkim ettiklerini düşünmesi ise tek kelime ile “alçakça” bir tutum ve davranıştır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Anılar
  • Ciddi Yazılar
  • Coğrafya
  • Diller
  • İngiltere ve Göçmenlik
  • Konu Dışı
  • Müzikoloji
  • Tespitler

Görülesi Siteler

  • Ali Cihan
  • Coding and Beyond
  • Hatayi

adalar araba arkeoloji birleşik krallık büyükada dil dilbilim dizi eleştiri gözlem gündelik hayat haberler ingiltere internet itü iş dünyası komplo teorisi malatya mp3 müze müzik müzikoloji osmanlıca politika rüya sinema tarihi eser tavsiye tespitler şehir

©2025 süleyman'ın online defteri | Built using WordPress and Responsive Blogily theme by Superb