Yaz tatili kavramı, modernliğin ve kapitalizmin insanların hayatlarını nasıl şekillendir bildiğine çok güzel bir örnektir. Yaz, hiçbir zaman insanların kendine çekildiği ve tükettiği bir zaman olmamıştır. Tam aksine yaz, her zaman üretim yapılan ve yapılan üretimlerin depolandığı mevsim olmuştur. Bunun aksine kış ise üretim yapılmayan daha doğrusu yapılamayan ve yazın üretilenlerin tüketildiği mevsim olmuştur.
Bu söylediğim hem tarihte böyledir hem de tarihin ötesinde, doğada böyledir. Yani fazla deği, şu an nüfusun çiftçilikle uğraşan kısmından başlarsak insanların yazın 12 saat çalıştığını, kışın 2 saat çalıştığını göreceksiniz. Hatta bu sadece insanlara has bir şey de değildir. İnsandan kertenkeleye, karıncadan kayısı ağacına kadar aşağı yukarı bütün canlılar, bir yıllık döngü içerisinde yazıları bir şeyler ürettir ve depolarlar, kışları ise kendi içlerine kapanıp bu depoladıklarını tüketirler. Peki bu yaz tatili mevzu nereden çıktı, biraz onu kurcalayalım.
Günümüzde, yazları tatil yapma alışkanlığının kaynağı, pek çok eğitim sisteminde var olan yazın okulların tatil olmasından geliyor. İronik bir biçimde, eğitimde yazların tatil olması da, yazın bir üretim zamanı olmasından kaynaklanır. Yani çocuklar, özellikle de kırsal kesimde, ailelerine yardım edebilsin, tarlada bahçede çalışabilsin diye yazın en yoğun döneminde çocuklara verilen bir izin vardır. Hatta babamların zamanında taşrada okullar cumartesileri de devam eder, Mayıs başında kapanırmış. Aslında yaz tatili dediğimiz şey buradan çıkar.
Elbette bugün okulların yazın kapanmasının sebebi çocukların gidip tarlada çalışması değildir. Şehirleşmeyle birlikte nüfusun çok büyük bir kısmının tarımla doğrudan ilişkisi kesildi. Çocukların da yazın tarlada, bağda, bahçede ailelerine yardım etmesine ihtiyaç kalmadı. Ancak kurumlar çoğu zaman ortaya çıkmalarına sebep olan şartlar ortadan kalktıktan sonra da varlıklarını sürdürürler. Bir zamanlar çalışmak için verilen izin, zamanla çalışmamak için verilen izne dönüştü. Kısacası, burada enteresan bir tersine dönüş var. Tarım toplumunda yazın çocuklara okuldan izin verilir çünkü yapacak çok iş vardır. Modern toplumda ise yazın çocuklara okuldan izin verildiği için aileler tatile çıkar. Sebep ortadan kalkmış, sonuç kalmış, daha sonra sonuç kendi başına yeni bir sebep haline gelmiştir.
Kapitalizm yalnızca çalışma zamanını değil dinlenme zamanını da düzenler. Hatta kapitalizmin esas başarılarından biri, çalışmayı örgütlediği kadar çalışmamayı da örgütleyebilmesidir. Tatil yapmak ilk bakışta üretim düzeninin dışına çıkmak gibi görünür. Ancak bugünkü haliyle tatil, devasa bir tüketim düzeninin tam ortasında yer alır. Yaz geldiğinde oteller, uçak firmaları, seyahat acenteleri, restoranlar, plajlar, festivaller ve eğlence mekanları için yılın en hareketli dönemi başlar. Birileri üretime ara verdiğini düşünürken bir başkası tam da onun dinlenebilmesi için daha fazla çalışmaya başlar. Şehirdeki ofisini kapatıp sahil kasabasına giden insan için yaz tatildir. O insanın kaldığı otelde çalışan, yemeğini hazırlayan, odasını temizleyen, arabasını kullanan veya ona içecek getiren kişi için ise senenin en yoğun dönemidir.
Modern şehirli insanlar için yazın tatil yapmak yalnızca bir etkinlik değil, yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. Yaz gelince herkes birbirine nereye gideceğini sorar. Hiçbir yere gitmeyen insan sanki hayatında yolunda gitmeyen bir şeyler varmış gibi mahcup bir şekilde evde kalacağını söyler. Çevresi ise şaşırır, sebebini sorar. Bütün yıl çalışıp para biriktiren insan, yaz geldiğinde bu paranın bir kısmını birkaç haftada harcamak zorunda hisseder.
Bu durum sadece maddi tüketimle de sınırlı değildir. Yazın kendisi tüketilecek bir ürüne dönüşmüştür. İnsan denizi, güneşi veya sıcak havayı yalnızca yaşamaz; onları değerlendirmesi gerekir. Tatil boşa geçmemeli, mümkün olduğu kadar fazla yer görülmeli, mümkün olduğu kadar fazla etkinlik yapılmalı ve bunların mümkünse fotoğrafları çekilmelidir. Dinlenmek bile bir çeşit performansa dönüşür.
Tatil dönüşünde insanların daha yorgun olması bu bakımdan şaşırtıcı değildir. Çünkü dayatılan tatil formatı, çoğu zaman çalışmanın karşıtı değil, başka türden bir çalışmadır. Uçağa yetişmek, otele giriş yapmak, gezilecek yerleri tamamlamak, çocukları eğlendirmek, restoran bulmak, fotoğraf çekmek ve tatilin hakkını vermek gerekir. Bu haliyle tipik bir “project management” activitesidir. İnsanlar dinlenmek için çıktığı yolculuktan dinlenmeye ihtiyaç duyarak döner. Halbuki asıl dinlenme, ya da şöyle diyelim, yoğun çalışan birinin ihtiyacı olan dinlenme, üretme kaygısı ve baskısı olmaksızın herhangi bir şey yapmadan evinde oturup tamamen boşa vakit geçirebilmektir. Bu durum korkunç bir israf gibi anlatıldı. Eminim bu satırları okurken sizin bile içiniz çekildi biliyorum. Ama insanın buna gerçekten ihtiyacı var. Hatta yaratıcı bir şeylerle uğraşan insanların daha da fazlasına ihtiyacı var.
Buradan insanların yazın tatil yapmaması gerektiği gibi bir sonuç çıkmaz. Aksine, modern çalışma düzeninde tatil gerçek bir ihtiyaçtır. Yılın on bir ayı kapalı bir yerde, ekran karşısında ve tabiatın döngüsünden bağımsız biçimde çalışan bir insanın birkaç hafta dinlenmek istemesi gayet anlaşılabilir. Mesele tatilin kendisi değil, bize tamamen doğal görünen bu düzenin aslında ne kadar yeni ve yapay olduğudur.
İnsanlık tarihinin çok büyük bir bölümünde yaz çalışmanın, kış ise yavaşlamanın mevsimiydi. Bugün yaz dinlenmenin, kış ise çalışmanın mevsimi kabul ediliyor. Tabiatın uykuya geçtiği, günlerin kısaldığı ve havanın karardığı aylarda elektrikli ışıkların altında çalışıyoruz. Günlerin uzadığı, tabiatın canlandığı ve hemen her canlının bir şeyler üretmeye başladığı aylarda ise mümkün olduğu kadar hiçbir şey yapmamaya çalışıyoruz.
Modernlik bize sadece yeni araçlar ve yeni çalışma biçimleri vermedi. Hangi mevsimde çalışacağımızı, hangi mevsimde dinleneceğimizi ve hatta hangi mevsimde mutlu olmamız gerektiğini de öğretti. Sonra da bütün bunların dünyanın en doğal düzeni olduğunu düşündük.